Mahalle

Haziran 10, 2018




Mahalle

Gök gürültüsüyle kaplanan göğe bakarak yoluna devam etti.Kimsesiz,saçma sapan bir şekilde nereye gittiğini bilmeden ıslanarak yürüyordu.Kulaklarında korktuğu yıldırımların
sesi adımlarını sıklaştırmasına sebep oluyordu.Kimsesizce nereye gittiğini bilmeyen ayakları onu yıldırımlardan daha fazla  korktuğu yere yirmi yıl sonra mahallesine götürdü.
Aslında buraya gelme sebebi vardı.Çünkü,annesinin vefat ettiği haberi gelmişti.Usulca mahallesine adımını attı.
Uzaklaştığı kaçtığı o eski püskü,yıkık duvarların arasında gidiyordu.Balkonlarında çamaşırlar asılı,sokakları çukurlu eski adıyla Suskun Mahallesi yeni adıyla Nefes Mahallesi...
Yoksul bir çocukluk geçirmişti.3 erkek çocuklu ailenin ortancasıydı.Babasını da on dört yaşında trafik kazasında kaybetmişti.Bunun suçlusunu aramadı.Sadece mahallesinden kaçarak uzaklaştı.Kaçtı,kaçtı....
Ama zaman onu tekrar buraya döndürmüştü.Top koşturduğu sokaklar,mahallenin bakkalı,terzisi,kasabı hepsi buradaydı.
Peki ya kendisi neredeydi?
Kendisini babasının ölümünden sonra İstanbul'a attı.Zaten artık çalışması gerektiğinin de farkındaydı.Ufak tefek hamallık işleri yaptı.Sonra bir kamyonet alıp nakliyeciliğe girişti.
İşleri yolundaydı,iyi para kazanıyordu ve artık hamal değildi.İşleri rast gitti,daha da büyüdü ve bir nakliye firması sahibi oldu.Ailesine para gönderirdi,bakardı ama o mahalleye dönmeyecekti.
Annesinin gel ısrarlarına kulak bükerdi.Şimdi onu kaybetmişti ve yirmi senedir telefon hariç görüşmemişti bile.
Peki ya şimdi ne olacaktı?
Hangi yüzle annesini toprağa koyacaktı?Kafasında yüzlerce soruyla evine ulaşmıştı.
Evine ulaştığında etrafta kalabalık yoktu.Mahallelinin burda olması gerekirdi diye düşündü.Demek ki komşulukta ölmüş diye geçirdi içinden.Kapıyı çaldı.Bekledi,bekledi.
Bu bekleyiş ona cehennem işkencesi gibi gelmişti.Bir hışımla tekrar zile basacakken kapı aralandı.
Karşısında özlemle bakan annesini gördü.Kafayı yediğini düşündü.Annesinin sıkıca sarılmasıyla kendisine geldi.Gözleri fal taşı gibi açık,şaşkın bir şekilde:
-"Anne..." dedi.
Annesi yaşlanmıştı.Yüzündeki kırışıklıklar ona hayatın,zamanın ve kocasıyla beraber bir oğlunu kaybedişinin hediyesiydi.Ama yüzü aynı
güleçlikte ve güçlüydü.Elleri biraz titriyordu.Ve kahverengi gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Annesi gözlerindeki yaşı silerek:
-"Oğlum hasretine dayanamadım artık.Kızma bana ne olur ölmeden yüzünü görmek istedi bu aciz gözlerim" demekle yetindi.
Suat olduğu yere çöktü.Ağlamaya başladı ne denli büyük bir hata içinde olduğunu anlamıştı.Annesinin sarılışını bile özlediğini farketti.Bir ölüm yüzünden ailesine
küsmenin ne denli hata olduğu aklından hızlıca akıp geçti.Mahallesine babasını kaybettiği yere dönmüştü.Annesini de babasıyla beraber kaybetmişti aslında.
Ama şu an yanlışının farkındaydı.Özür ve minnet içinde annesine sarıldı,yanlışını anladığını söyledi.Annesinden af diledi.Anne evladına kıyamadı zaten affetti.
Annesiyle dertleşti,konuştu.Nasıl büyük adam olduğundan bahsetti.Kısaca yirmi senesini bir geceye sığdırmıştı.
Suat o gece baba evinde çocukluğunun Suskun Mahallesindeki sıradan müstakil evinde kaldı.Çocukluğuyla yeniden karşılaştı.Düşüncelere daldı.Kendi kendine:
-"Zamandan ne kadar kaçarsan kaç,zaman geçiyormuş,unutulmayacak bir yaran olmuyormuş hayatta,sadece izler kalıyormuş.
Önemli olan bu izlerle yaşamakmış.Güçlüklerden kaçmak gerekli değilmiş,kabullenmek gerekmiş.Kaçtıkça daha da yaklaşırmış,kaçtığın korktuğun şey.
Korkmadan yaşamalıymışım..."diye düşünürken kendini yirmi sene sonra baba evindeki huzurlu çocukluk uykusunun kollarında buldu...

You Might Also Like

0 yorum

Görüntüleme Sayısı

Facebook Sayfası